I
"
Geliyor... GELİYOR!"
Uğultunun içerisinden çıkarıp anlam verebildiğim tek kelime buydu. Şuurumun yavaş yavaş geri gelmesine alışmaya çalışırken bir yandan da ne yapmam gerektiğini düşünmeyi deniyordum. Evet, deniyordum; çünkü böyle bir durumda benim yerimde başkası olsa donup kalırdı. Oysa benim birşeyler bulup hem kendimi, hem de isimlerini ancak anımsayabildiğim arkadaşlarımı bu berbat durumdan kurtarmam gerekiyordu. Etrafıma dikkatlice bakınarak ilerlerken bir yandan da derin derin nefes alarak dengemi korumaya çalışıyordum. Nefes almakta biraz zorlanıyordum ama aralarında en soğukkanlı düşünebilen kişi olduğum için fikir bulma sorumluluğunu üzerime almıştım. Karanlığa doğru bütün gücümüzle ilerliyorduk. Sokak lambalarının ışıkları zayıflamıştı ve girdiğimiz her yeni sokakta biraz daha azalıyordu. Ara sokaklardan geçmek benim fikrim değildi, ancak işe yarıyordu. Peşimizden gelen şey -evet, şey olarak ifade etmek daha doğru olacak bunu- ara sokaklarda rahat ilerleyemiyordu. Ancak canımı sıkan iki sorun vardı. Birincisi, ışıkların gitgide azalması bizi oldukça yaşavlatıyordu. O şeyin bizden daha hızlı olduğunu hesaba katarsak fazla şansımız olmazdı. İkincisiyse, sapacağımız bir sokağın çıkmaz sokak olma ihtimaliydi. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. Tam o sırada bir çuval kestirdim gözüme. İçindeki maddenin kokusu sokağı sarmıştı, bu da tahminimin boşa çıkmamasını sağladı. Çuval ağzına kadar barut doluydu. Hemen yanımdan gelen arkadaşıma elimde tuttuğumu son anda farkettiğim silahımı verdim ve beni korumasını söyledim. Son bir derin nefesle bütün gücümü toplayarak koşmaya başladım. Aslında nasıl yaptığımı bilmiyorum; kendimi birden çitin üzerinden atlamış, koca fıçıların üzerine tırmanıp yandaki evin balkonunda duran barut çuvalına erişmeye çalışırken buldum. Gözlerimin kararmasına rağmen barut çuvalını kavradım ve aşağı indirdik. Ardından hızlıca yolumuza devam ettik. O korkunç, çığlığımsı sesleri duymamızsa telaş etmemizi sağladı. Birşeyler yapmamız gerekiyordu. Bize zaman sağlasın diye grubun en arkasından, sağda solda gördüğüm varilleri devirerek koşuyordum.
Başka bir zaman istesem hiçbir şey bu kadar yerli yerinde gerçekleşmezdi herhalde. Yaratık, iki yanında büyük variller duran yolun sonuna doğru geldiğinde, duvardan başka birşey görememişti -kenarda saklanan biz de dahil. Bana destek veren arkadaşım, barut çuvalını yaratığa fırlattı. Ben de tam o esnada meşalemi yakmıştım. Hızlıca üçe kadar saymamla birlikte sokağın diğer ucunda bulduk kendimizi. Yolu kapatan duvar da yaratıkla birlikte toz olmuştu. Etrafa küller ve yeşil, balçığımsı bir sıvı yayılmıştı. Sonrasını hatırlamıyorum. Bayılmışım.
Kendime geldiğimde, gözlerim arkadaşlarımı aradı. Şokun etkisi uzun sürmüş olsa gerek ki, isimlerini hâlâ anımsayamıyorum. Sanki birşey, hafızamın bir bölümünü silmiş de erişmeye çalışırken boşluklarla karşılaşıyorum. Arkadaşlarım etrafta yok. Beyaz önlüklü birsürü adam başucumda dikilmiş bana bakıyorlar. Yanlarında da -sonradan seçebildim- iki polis memuru beni süzüyor. Doğrulup konuşabilecek pozisyona gelmeye çalışıyorum. Söylemek istediğim, hatta ondan önce, sormak istediğim birsürü şey var. Ancak ağzımdan çıkan ufacık kelimeye bakın:
Su. Bunun üzerine diğer yanımdaki hemşire bana bir bardak su getirdi. Sonrası ise tamamen muamma...
Başımda bekleyen polisler meğerse beni susturmak için gönderilmişler. Kendimi toparlayıp yaratık ve arkadaşlarım hakkında sorular sormaya başlayınca umarsamaz bir tavır takındılar ve doktorlardan biri bana sakinleştirici verdi. O dehşet verici gece dışında hayatımda bu kadar büyük bir içsel savaş yaşadığımı hatırlamıyorum. En sonunda haykırarak doğruldum ve odadan kaçmaya çalıştım. Bir etkisi olmayacağını biliyordum ama kolay kolay da yenilmeyecektim onlara. Yine karanlık bastırıyordu, bu sefer zihnimde. Önce buğulandı herşey, ardından sönmekte olan bir gaz lambasına dönüşüverdi. Ben de onlarla birlikte söndüm. Artık zifiri karanlıktaydım.
Bunları yazarken bile tedirginim. On gündür yoldayım ve neredeyse hiç duraksamadan yoluma devam ediyorum. Ölene kadar da devam edeceğim. Onların elinde başıma gelenleri veya gördüğüm işkencelerle çektiğim zorlukları anlatmaya zamanım yok. Ancak şunu söylemek istiyorum ki, size söylenenlere inanmayın. Yeryüzünde doğal olmayan birçok şey var. Bunlar masal değil. Hikaye değil. Gerçeğin ta kendisi! Benim de yaşamış olduğum ve bu yüzden hayatım pahasına kaçmamı gerektiren gerçek...